2 Temmuz 2016 Cumartesi

01-20: Sorular ve Cevaplar

01-20: Sorular ve Cevaplar

1- Allah'ın varlığını nasıl anlarız?

Çevremize baktığımızda gördüğümüz bitkiler, hayvanlar, denizler, dağlar, insanlar ve hatta göremediğimiz mikro alemdeki canlı cansız herşey kendilerini var eden üstün bir aklın apaçık delilleridir. Aynı şekilde tüm evrende var olan denge, düzen, kusursuz yaratılış yine kendilerini kusursuzca var eden üstün bir ilim sahibinin varlığını kanıtlar. İşte bu üstün aklın ve ilmin sahibi Allah'tır.
Biz Allah'ın varlığını, yarattığı kusursuz sistemlerden, canlı cansız varlıkların hayranlık uyandırıcı özelliklerinden anlarız. Bu kusursuzluğa Kuran'da da dikkat çekilmiştir:
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum'(mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan      Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)

2- Allah'ı nasıl tanırız?

Allah'ın üstün gücünü yine evrendeki kusursuz yaratılış bize gösterir. Ancak asıl olarak Allah bize Kendisi’ni insanlara doğruyu gösteren bir rehber olarak indirdiği Kuran'da tanıtmıştır. Kuran'da Allah'ın tüm üstün sıfatları; aklı, ilmi, şefkati, merhameti, adaleti, her yeri sarıp kuşatan olduğu, herşeyi işiten ve gören olduğu, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin tek sahibi, tek İlahı olduğu, mülkün tek hakimi olduğu haber verilmiştir:
O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur. O Allah ki, O'ndan başka İlah yoktur. Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 22-24)

3- Yaratılış amacımız nedir?

Yaratılış amacımızı Allah bizlere Kuran'da şöyle bildirir:
… insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56)
Bu ayetle bize haber verildiği gibi, insanın yeryüzünde bulunuş amacı yalnızca Allah'a kulluk etmek, O'na ibadet etmek, O'nun rızasını kazanmaktır. İnsan dünyada bulunduğu süre boyunca bu konuda denenir.

4- Niçin deneniyoruz (imtihan oluyoruz)?

Allah dünyada Kendisi’ne iman edenlerle etmeyenleri birbirinden ayırmak ve iman edenlerden de hangisinin daha güzel davranışlarda bulunacağını belirlemek için insanları dener. Bu yüzden bir insanın "ben iman ettim" demesi yeterli değildir. İnsanın yaşadığı süre boyunca, Allah'a olan imanı ve bağlılığı, dindeki kararlılığı kısaca Allah'a kulluktaki sabrı özel olarak yaratılan şart ve ortamlarla denenir. Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirir:
O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)

5- Allah'a nasıl kulluk ederiz?

Allah'a kulluk etmek, insanın tüm yaşamını Allah'ın hoşnutluğunu, rızasını kazanmak amacıyla sürdürmesidir. Yaptığı her işi Allah'ın razı olacağı en güzel şekilde yerine getirmeye çalışması, yalnızca Allah'tan korkup sakınması ve tüm düşüncelerini, sözlerini, fiillerini bu amaç doğrultusunda yapmasıdır. Allah Kuran'da yalnızca Kendisi’ne kulluk etmenin insanın tüm yaşantısını kapsadığına şu ayetiyle dikkat çekmiştir:
De ki:Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır.(Enam Suresi, 162)

6- Din niçin gereklidir?

Allah'ın varlığına inanan bir insanın ilk yapması gereken, kendisine bir "hiçken" can veren, yaşatan, yediren, içiren, sağlık veren Yaratıcımız olan Allah'ın emirlerini, hoşnut olacağı şeyleri öğrenmek olmalıdır. Daha sonra da tüm hayatını Allah'ın emirlerine uyarak ve Allah'ın hoşnutluğunu arayarak geçirmelidir.  Allah'ın razı olacağı ahlakı, davranışları ve yaşam biçimini bize gösteren ise dindir. Allah Kuran'da dine uyan insanların doğru bir yol üzerinde olacaklarını, diğerlerinin ise sapıklık içine düşeceklerini haber vermiştir:
Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler. (Zümer Suresi, 22)

7- Din ahlakını yaşamak nasıl olur?

Allah'a inanan ve O'na gönülden itaat eden insanlar, yaşamlarını Allah'ın Kuran'daki tavsiyelerine uygun olarak düzenlerler. Din ahlakını yaşayan insan vicdanının gösterdiği doğrulara uyarak yaşamını sürdürür ve içindeki negatif ses olan nefsinin kötü olarak emrettiği herşeyi bırakır. Allah insanları dini yaşama fıtratı ile yarattığını Kuran'da şöyle bildirir:
Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi, 30)

  8- Din olmazsa ahlak nasıl olur?

Din olmayan toplumlarda insanlar her türlü ahlaksızlığa açık duruma gelirler. Örneğin dindar bir insan ahirette hesabını vereceğini bildiği için kesinlikle rüşvet almaz, kumar oynamaz, kıskançlık yapmaz, yalan söylemez. Ama dinsiz bir insan bunların hepsini yapmaya açıktır. Bir insanın "ben dinsizim ama rüşvet almıyorum" veya "ben dinsizim ama kumar da oynamıyorum" demesi yeterli olmaz. Çünkü Allah korkusu olmayan ve ahirette hesap vereceğine inanmayan bir insan, ortam veya şartlar değiştiğinde bunlardan herhangi birini kolaylıkla yapabilir. "Dinsizim ama fuhuş yapmıyorum" diyen bir insan fuhuşun normal karşılandığı bir yerde fuhuş yapabilir. Veya rüşvet almadığını söyleyen bir insan eğer Allah'tan korkmuyorsa "oğlum hasta ölmek üzere, onu için rüşvet almak zorundayım" diyebilir. Dinsizlikte hırsızlık bile bazı ortamlarda meşru görülebilir. Örneğin böyle kişiler kendilerince otellerden, eğlence yerlerinden havlu veya dekoratif eşyalar almayı hırsızlıktan saymayabilirler.
Oysa dindar bir insan böyle bir ahlaksızlık göstermez. Çünkü Allah'tan korkar ve Allah'ın, niyetini de, düşüncelerini de bildiğini unutmaz, samimi davranır ve günahtan kaçınır.
Dinden uzak bir insan "dinsizim ama, affediciyim, intikam veya kin hissi duymam" diyebilir. Ama bir gün öyle bir olay olur ki çileden çıkar ve en umulmayacak tavrı gösterir. Bir insanı öldürmeye, yaralamaya kalkar. Çünkü üzerinde taşıdığı ahlak, ortamlara, koşullara, yaşanılan yere göre değişen bir ahlaktır.
Oysa Allah'a ve ahirete inanan bir kişi koşullar ve ortam ne olursa olsun güzel ahlak göstermekten kesinlikle taviz vermez. Ahlakı değişken değil oturmuş" olur. Allah dindar insanların üstün ahlakını ayetleriyle haber vermiştir:
Onlar Allah'ın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü (misakı) bozmazlar. Ve onlar     Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar. Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir. (Rad Suresi, 20-22)

9- Din olmazsa sosyal sistem nereye gider?

Dinsiz bir ortamda öncelikle aile kavramı ortadan kalkar. Aileyi oluşturan sadakat, vefa, bağlılık, sevgi ve saygı gibi değerler tamamen yok olur. Unutulmamalıdır ki aile, toplumun temelidir ve eğer aile çökerse toplum da çöker. Dolayısıyla devlet ve millet olmanın bir anlamı kalmaz, çünkü devleti ve milleti oluşturan tüm manevi değerler yıkılmış olur.
Ayrıca dinsiz toplumlarda kimsenin kimseye saygı, sevgi ve merhamet duyguları duyması için bir neden kalmaz. Bunun sonucunda ise sosyal anarşi oluşur. Zenginler fakirlere, fakirler zenginlere kinlenir, sakat veya muhtaç olanlara karşı kızgınlık oluşur. Farklı kavimlere karşı saldırgan olunur, işçiler patronlarına patronlar işçilerine, baba oğula oğul babaya karşı saldırganlaşır.
Sürekli kan dökülmesinin, bazı ülkelerdeki sürekli gündeme gelen cinayet haberlerinin nedeni dinsizliktir. Bu haberlerde her gün gözünü kırpmadan ve çok sıradan sebeplerle birbirlerini öldüren kişilerin haberleri verilir.
Oysa ahirette hesabını vereceğini bilen bir insan, silahı başka bir insanın yüzüne doğrultup onu öldüremez. Allah'tan korkar ve kötü hesaptan kaçınır. Allah insanları bozgunculuk çıkarmaktan Kuran'da şöyle men etmiştir:
Düzene konulması (ıslah)ndan sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O'na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır. (Araf Suresi, 56)
İntiharların bu kadar yaygınlaşmasının temelinde de dinsizlik vardır. İntihar eden aslında cinayet işlemiş olur. 
Ama Kuran'a bağlı bir insan bunu kesinlikle yapmaz, böyle bir düşünceyi bir an olsun aklından dahi geçirmez. İnanan bir insan ancak Allah rızası için yaşar ve Allah'ın kendisine dünyada verdiği her türlü zorluk ve sıkıntı karşısında sabreder. Ve bu sabrın karşılığını hem dünyada, hem de ahirette kat kat fazlasıyla alacağını unutmaz.
Dinsiz toplumlarda hırsızlık da çok yaygın olur. Hırsızlık yapan kişi eşyasını çaldığı kişiye nasıl bir sıkıntı verdiğini düşünmez. Karşısındaki kişinin 10 yıllık emeğini 1 gecede alıp gider, o kişinin ne kadar mağdur olacağını hiç hesaplamaz. Karşısındaki kişiye acı verdiği gibi kendisi de vicdan azabı ile ayrı acı çeker. Eğer vicdan azabı çekmiyorsa bu, onun için daha da kötüdür. Çünkü böyle bir insan her türlü ahlaksızlığa açık hale gelmiş demektir.
Dinsiz toplumlarda misafir ağırlama, insanların birbirleri için fedakarlıklarda bulunmaları, dayanışma, cömertlik gibi değerler tamamen ortadan kalkar. Herşeyden önce insanlar birbirlerine insan olarak değer vermezler çünkü birbirlerini sözde maymundan evrimleşmiş varlıklar olarak görürler. Bir insan, maymundan evrimleştiğini düşündüğü bir insana hizmet etmek, onu ağırlamak, ona güzellikler sunmak istemez. Bu düşüncedeki insanlar birbirlerine değer vermezler. Kimse kimsenin sağlığını, huzurunu, rahatını düşünmez. İnsanlara bir zarar dokunmasından endişelenmez, buna engel olmaya çalışmaz. Örneğin, hastanelerde ölmek üzere olan insanlar sedyelerde uzun süre bırakılır, onlarla hiç ilgilenen olmaz. Veya son derece sağlıksız ve temizlikten uzak şartlar altında işletilen bir lokantanın sahibi, orada yemek yiyen insanların sağlığına vereceği zararı hesaplamaz. Ancak kendi kazanacağı paranın derdine düşer. Bunlar günlük hayatta sık karşılaşılan birkaç örnektir. Burada önemli olan mantık, kişilerin ancak bir çıkar karşılığında birbirlerine iyi davranmaya yanaşmalarıdır. Oysa Kuran ahlakında insanlar birbirlerine Allah'ın birer kulu olarak değer verirler. İyilik yapmak için bir çıkar gözetmez, aksine sürekli iyi işler yapıp hayırlarda yarışarak Allah'ın rızasını kazanmaya çalışırlar.

10 Kuran ahlakına uymanın toplumlara ne gibi maddi ve manevi faydaları olur?

Kuran ahlakı, güzel ahlakın derin, maneviyatlı, huzur ve güven dolu ortamını meydana getirir. Devlete ve millete büyük zararlar veren anarşi belası kesinlikle son bulur. Çünkü insanlar     Allah'tan korkar, itaatsizlikten, bozgunculuktan şiddetle kaçınırlar. Ayrıca manevi değerlere sahip kişiler devlete ve millete sahip çıkarlar ve bu değerler için her türlü fedakarlığı yapmaktan çekinmezler. Bu ahlaktaki insanlar daima ülkenin refahı ve huzuru için çalışırlar. 
Kuran ahlakının yaşandığı bir toplumda insanlar, birbirlerine karşı son derece saygılı olur ve herkes birbirinin rahatını ve güvenliğini kollar. Çünkü İslam ahlakında dayanışma, birlik ve beraberlik çok önemlidir. Her insan kendinden önce diğer insanların rahatını ve çıkarını düşünmelidir. Kuran'da müminlerin bu ahlakı şöyle bildirilmektedir:
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)
Allah korkusu ile hareket edilen böyle bir ortamda herkes toplumun refahı için çalışır, israf yapılmaz, dayanışma, işbirliği ve karşılıklı birbirinin menfaatini gözetme olur ve bu sayede de refah seviyesi yüksek, zengin bir toplum oluşur.
uşturdukları kargaşa hali, isyankar tavırlar tamamen ortadan kalkar. Herkes tevekküllü davranır ve her soruna akılcı çözümler getirilir, her olay sükunetle halledilir. Daima huzur ortamı içinde olan bir hayat sürdürülür. Neşe, samimiyet, sevgi, candanlık, dostluk ve kardeşlik içinde yaşanır.

11- Kuran ahlakına uymanın aileye getirdiği faydalar nelerdir?

Kuran ahlakında anne ve babaya karşı saygı vardır. Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. "Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır." (Lokman Suresi, 14)
Kuran ahlakının yaşandığı bir evde kavga, huzursuzluk, geçimsizlik olmaz. Anneye, babaya ve diğer aile fertlerine karşı son derece saygılı bir tavır gösterilir. Her zaman müjdeli ve sevinçli bir ortamda yaşanır.

12- Kuran ahlakına uymanın devlet sistemine getirdiği faydalar nelerdir?

Allah Kuran'da itaat etmeyi makbul bir ahlak olarak göstermektedir. Kuran ahlakına sahip bir insan da kesinlikle devletine karşı itaatli ve saygılı olur. Böyle toplumlarda herkes devletin ve milletin refahı için çalışır, devlete karşı gelmez aksine maddi manevi destek sağlar.
Allah'tan korkan insanların oluşturduğu toplumlarda adli olaylar hemen hemen hiç kalmaz. Şu anki toplumlarda yaşanan olayların binde biri dahi yaşanmaz.
Devlet yönetimi çok rahatlar. Anarşi, terör, bozgunculuk, cinayet gibi olaylarla uğraşmak zorunda kalmayacağı için devletin bütün gücü ülkenin içte ve dışta kalkınması ve güçlenmesi için harcanır. Bunun sonucunda da çok güçlü bir devlet oluşur.

13- Kuran ahlakına uymanın sanata getirdiği faydalar nelerdir?

Kuran ahlakına uyan insanlar birbirlerine değer verir ve birbirlerini her yönden güzel ve estetik bir ortamda yaşatmaya çalışırlar. Cennete duyulan özlemden dolayı dünya şartları maksimum kullanılarak en güzel, en temiz, göze, kulağa ve tüm duyulara en güzel şekilde hitap eden ortamlar oluşturulur. Bu nedenle sanat ve estetik her yönden çok gelişir.
Dindar bir insanın vicdanı da temizdir ve bu sebeple aklının üzerinde herhangi bir baskı olmaz, çok geniş düşünerek ortaya güzel ve benzersiz, taklitten uzak eserler çıkarır. Ayrıca diğer dindar insanları da hoşnut etmek, onlara güzellikler sunmak isteği ile iş yapan insanlar, samimi ve şevkli olurlar.

14- Kuran ahlakına uymanın eğitim sistemine getirdiği faydalar nelerdir?

Herşeyden önce Kuran ahlakını yaşamak çocuklara ve gençlere olgunluk, akıl, gerçek neşe, rahatlık ve huzur getirir. Bazı toplumlarda gençler arasında yaygın olarak görülebilen duyarsız, vurdumduymaz karakter Kuran'a uyan gençlerde görülmez. Son derece yumuşak başlı, itaatli, geniş düşünen, fedakar, üretici bir nesil oluşur. Gençliğin dinamizmi, heyecanı, ataklığı hep hayırlı işlere yönlendirilir. Önemli bir iş ve akıl gücü oluşur. Böyle bir ortamda öğrenciler sadece sınıf geçmek veya cezadan kurtulmak için değil, zevkle ve isteyerek devlete ve millete fayda getirmek için eğitimlerine son derece önem verirler. 
Okullarda disiplin olayları tamamen ortadan kalkar. Çok huzurlu, yapıcı ve verimli bir eğitim ortamı oluşur. Öğretmenler ve öğrenciler arasında itaate, saygı ve hoşgörüye dayalı bir işbirliği oluşur. Ayrıca öğrenciler devlete, polise karşı da son derece saygılı ve itaatli olurlar, günümüzde sık sık karşılaşılan öğrenci olayları hiç yaşanmaz. Çünkü böyle bir şeyi gerektirecek ortam oluşmaz.

15- Kuran ahlakına uymanın çalışma ortamlarına getirdiği faydalar nelerdir?

Kuran ahlakını yaşayan insanların bulunduğu toplumlarda, işyerlerinde de karşılıklı anlayış, işbirliği ve adalet ortamı olur. İş sahipleri çalışanlarının sağlıkları ile ilgilenir, çalışılan ortamı sağlık koşullarına en uygun hale getirir. Çok uzun süre aynı ortamda bulunacaklarını düşünerek estetik ve göze hoş gelen mekanlar hazırlatır. Emeklerinin tam karşılığını verir. Herhangi bir çalışanını kesinlikle mağdur durumda bırakmaz. Her birinin ailesinin yaşam koşullarından haberdar olur. Son derece vicdanlı davranarak, onların hamiliğini üstlenir. Güçlünün zayıfı ezdiği bir ortam asla oluşmaz. Dedikodu, başarılı birini kıskanarak onun başarısını engellemeye çalışma gibi gayri ahlaki tavırlara da rastlanmaz. Çalışanlarla işveren arasında çıkara ve birbirini dolandırmaya değil, işbirliği ve güvene dayalı bir ilişki olur. Çalışan kişi işyerinin her türlü menfaatini gözetir, "nasılsa parasını patron veriyor" diyerek israf etmez, yapabileceğinin en iyisini yapar. Ama bu güzel ahlakından dolayı da mağdur durumda kalmaz, patronu tarafından kollanır.

16- "Allah'a ortak koşmak" (şirk) nedir?

Şirk, bir insanı ya da herhangi bir varlığı, bir kavramı değerlendirme, önem verme, tercih etme, üstün tutma bakımından Allah'la eşit veya daha ileri düzeyde görmek ve bu çarpık bakış açısıyla hareket etmek demektir. Allah Kuran'da bu durumu "Allah'tan başka ilah edinmek" olarak tanımlar. Bir başka deyişle, Allah'ın herhangi bir sıfatına başkasının sahip olduğunu iddia etmek şirk koşmak demektir. Allah Kuran'da şirkin affedilmeyeceğini haber vermiştir:
Gerçekten, Allah, Kendisi’ne şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur. (Nisa Suresi, 48)

17- Bir şeyi put edinmek" ne demektir?

Put edinmek halk arasında yalnızca birtakım heykellere tapınmak anlamıyla bilinir. Oysa bu kavramın çok daha geniş bir anlamı vardır ve yalnızca geçmiş dönemlere ait değildir. Her dönemde Allah'a şirk koşan ve başka ilahlar edinen, putlara tapan cahil insanlar var olmuştur. Birşeyi kendisine put edinen insanın mutlaka put edindiği şey için "bu bir ilahtır, ben buna tapıyorum" demesi veya o varlığın önünde secde etmesi gerekmez.
Put edinmenin temelinde kişinin, birşeyi veya bir kimseyi     Allah'a tercih etme yanılgısına düşmesi yatar. Buna örnek olarak da, bir kimsenin hoşnutluğunu Allah'ın hoşnutluğuna tercih etmeyi, bir kimseden Allah'tan korkar gibi korkmayı ya da onu  Allah'ı sever gibi sevmeyi verebiliriz. 
Kuran'da Allah, insanların Kendisi’ne ortak koştukları putların onlara bir yarar sağlayamayacağını şöyle bildirir:
Siz yalnızca Allah'tan başka birtakım putlara tapıyor ve birtakım yalanlar uyduruyorsunuz. Gerçek şu ki, sizin Allah'tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler; öyleyse rızkı Allah'ın Katında arayın, O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz. (Ankebut Suresi, 17)

18- İnsan şirkten nasıl kurtulur?

İnsanın öncelikle Allah'ın tek ilah olduğunu, tüm gücün O'na ait olduğunu, O'ndan başka hiçbir varlığın zarar veya yarar sağlamaya güç yetiremeyeceğini kalben tasdik etmesi gerekir. Bu gerçekleri kesin olarak tasdik eden insan, artık yalnızca Allah'a kulluk ediyordur ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmuyordur. Allah insanlara şirkten kurtulmak için tamamen Kendisi’ne yönelmeleri gerektiğini söylemiştir:
Hayır, yalnızca O'nu çağırırsınız, dilerse Kendisi’ni çağırdığınız şeyi açar (giderir) ve şirk koşmakta olduklarınızı unutursunuz. (Enam Suresi, 41)
Şirkten arınıp sadece Allah'a yönelen insanın yaşadığı köklü değişim, öncelikle kalbinde meydana gelir. Şirkten kurtulan kişi tamamen farklı bir bakış açısına ve mantığa sahip olur. Eskiden kendi istek ve tutkularına ya da birtakım cahiliye kurallarına göre sürdürdüğü yaşamını artık sadece Allah'ın rızasına ve hoşnutluğuna göre sürdürür.

19- Allah'ın rızasının en fazlasını seçmek ne demektir?

Bulunduğunuz yer dev bir sel felaketiyle karşı karşıya kalınca ne yaparsınız? En üst kata çıkarak kurtulmayı mı beklersiniz yoksa sular yükseldikçe katları birer birer mi çıkarsınız? En üst kata çıkarken yavaş mı davranırsınız, yoksa var gücünüzle bir an önce yukarıya ulaşmaya mı çalışırsınız? Böyle bir anda kişiyi kurtaracak alternatiflerden en süratli sonuca ulaştıracak olanı tercih etmek hiç kuşkusuz ki en akılcı tavırdır. Bunun aksi bir alternatif düşünülemez. Kişi olabilecek en hızlı şekilde en üst kata çıkarak bu işte en fazla yapabileceğini yapmış demektir. İşte bu, "en fazlasını seçmek"tir.
Mümin de elindeki her türlü maddi ve manevi imkanını, yaşamının her saatini hatta her saniyesini Allah'ın rızasına uygun bir şekilde değerlendirir. Bunu yaparken karşısına çıkan alternatifler arasında bir seçim yapmak durumunda kalırsa, akıl ve vicdan kullanarak hareket eder yani Allah'ın hoşnut olacağı şekilde davranır. Bu şekilde Allah'ın rızasının en fazlasına uygun hareket etmiş olur. Allah'ın rızasını gözeterek bir iş yapmak, Allah'ın rızasının en fazlasına uygun davranmaktır. Allah Kuran'da şöyle bildirmiştir:
Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar ise; Biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız. (Kehf Suresi, 30)

20- Kesin bilgiyle iman ne demek?

Bir insan elini ateşe uzattığında yanacağını bilir, bundan hiçbir şüphesi yoktur. "Acaba gerçekten yanar mı?" gibi bir düşünceye kapılmaz. Bu kişi ateşin elini yakacağına kesin bir bilgiyle inanıyor demektir. Kuran ayetlerinde ise kesin bir bilgiyle iman dan şu şekilde bahsedilir:
Bu (Kur'an), insanlar için basiret (nuruyla  Allah'a yönelten ayet)lerdir, kesin bilgiyle inanan bir kavim için de bir hidayet ve bir rahmettir. (Casiye Suresi, 20)
Kesin bilgiyle iman, yukarıdaki ateş örneğinde olduğu gibi kesin bir eminlikle, hiçbir şüphe duymadan, o an etrafında gördüğü, konuştuğu şeyler kadar gerçek olduğuna emin olarak Allah'ın varlığına, tekliğine, kıyamet gününe, cennetin ve cehennemin varlığına iman etmek demektir. Kesin bilgiye dayanan bir iman, kişinin her hareketini, hayatının her anını sadece Allah'ı hoşnut edecek şekilde geçirecek bir vicdana yöneltir.

20-40: Sorular ve Cevaplar

20-40: Sorular ve Cevaplar

21- Davranışlarımdan hangisinin Allah'ınrızasına uygun olduğunu nasıl anlarım?

Allah Kendisi'nden korkan insanın vicdanına her zaman mutlaka en doğru olanı ilham eder. Allah bir ayette şöyle belirtir:
Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. (Enfal Suresi, 29)
Ayrıca unutmamak gerekir ki, genellikle insanın kalbinde ilk duyduğu ses doğruyu yanlıştan ayırt etmesini sağlayan vicdanının sesidir ve Allah'ın hoşnut olacağı tavır ilk duyulan sesin söylediğidir. İşte Allah'tan korkan insanlar da, vicdanlarının sesini dinleyerek doğruyu bulurlar.

22- İnsanın kalbinde vicdanının dışında bir ses var mıdır?

İnsanın vicdanının sesinden sonra gelen diğer alternatiflerin hepsi vicdanı bastırmaya çalışan "nefsin sesi"dir. Nefis insanı vargücüyle doğru olandan alıkoyup, ona kötü olanı yaptırmaya çalışır.
Bunu çok açıkça yapmayabilir. Bir insana makul gelebilecek bazı bahaneler öne sürebilir, "bundan birşey olmaz" dedirtebilir. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene', Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. (Şems Suresi, 7-9)
Ayette de bildirildiği gibi insana hem kötülükler, hem de bu kötülüklerden sakınmak ilham edilmektedir. İnsan ise bunlardan hangisine uyacağı konusunda denenmektedir.

23- Nasıl görüyoruz?

Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi. (Nahl Suresi, 78)
Görme olayı çok aşamalı bir şekilde gerçekleşir. Görme sırasında herhangi bir cisimden gelen ışık demetleri, gözün önündeki lensin içinden kırılarak geçer ve gözün arka tarafındaki retinaya ters olarak düşerler. Buradaki hücreler tarafından elektrik sinyaline dönüştürülen görme uyarıları, sinirler aracılığıyla beynin arka kısmındaki "görme merkezi" adı verilen küçük bir bölgeye ulaşırlar. Bu elektrik sinyali bir dizi işlemden sonra beyindeki bu merkezde görüntü olarak algılanır. Yani görme olayı, gerçekte beynin arkasındaki küçük, ışığın hiçbir şekilde giremediği, kapkaranlık bir noktada yaşanır.
İnsan, "görüyorum" derken, aslında gözüne gelen uyarıların elektrik sinyaline dönüşerek beyninde oluşturduğu "etkiyi" görür. Yani "görüyorum" derken, aslında beynindeki elektrik sinyallerini seyreder.
Okuduğunuz kitap da, ufka baktığınızda gördüğünüz uçsuz bucaksız manzara da, bu küçücük yerde meydana gelir. Bu gerçek, diğer duyularımızla elde ettiğimiz algılar için de geçerlidir.

24- Maddenin "aslıyla muhatap olmamak" ne demektir?

Dünya ile ilgili tüm bilgilerimiz bize beş duyumuz aracılığı ile ulaşır. Yani biz gözümüzün gördüğü, elimizin dokunduğu, burnumuzun kokladığı, dilimizin tattığı, kulağımızın duyduğu bir dünyayı tanırız. Ancak bugün birçok bilim dalında yapılan araştırmalar, algılarımızın yalnızca elektrik sinyallerinin beynimizde yarattığı etkiler olduğunu söylemektedir. Buna göre dış dünyadaki insanların, renklerin, sahip olduğumuz herşeyin yalnızca beynimize ulaşan kopyaları ile muhatap oluruz.
Örneğin bir meyveyi düşünelim: Meyvenin tadı, kokusu, görünüşü, sertliği ile ilgili elektrik sinyalleri sinirlerimiz vasıtasıyla beynimize ulaşır ve orada meyveyi oluşturur. Eğer beyne ulaşan sinyallerde bir kesinti olsa, meyveye ilişkin algılar da ortadan kaybolur. Bundan da anlıyoruz ki, bizim meyve olarak algıladığımız şey, aslında beynimize ulaşan algıların bütünüdür. Meyve dışarıda vardır, ancak biz meyvenin dışarıdaki halini hiçbir zaman bilemeyiz. Yani, bu "algılar bütünü"nün dışımızda var olan aslı ile hiçbir şekilde muhatap olamayız. Çünkü hiçbir zaman beynimizin dışına çıkma, bu algılardan başka birşeyle muhatap olma imkanımız yoktur.

25- Dış dünyanın aslına ulaşabilir miyiz?

Dış dünyanın aslına hiçbir zaman ulaşamayız. Hayatımız boyunca sadece zihnimize ulaşan elektrik sinyalleriyle muhatap olduğumuza göre, biz sadece zihnimizdeki algıları biliriz. Tanıdığımız tek dünya, zihnimizin içinde olan, orada çizilen, seslendirilen ve renklendirilen, kısacası zihnimizde meydana gelen bir dünyadır.

26- Rüyamızda da zihnimizde yaşamıyor muyuz?

Evet, rüyalarımız bu konuyu anlamak için çok iyi bir örnektir. Rüyada tamamen gerçek gibi duran olaylar yaşar, insanlar, nesneler, ortamlar görürüz. Ama bunların hepsi rüyada vardır ve birer algıdan başka bir şey değildir. "Rüya" gibi "gerçek dünya" da zihinde yaşanır. Rüyada zihindekinin dışında hiçbir şey yoktur, gerçek dünyada ise dışarıda var olan maddenin aslına hiçbir zaman ulaşamayız, sadece zihnimizde algıladığımız halini biliriz.

27- Tüm maddelerin sadece algısıyla muhatap isek, o halde beynimiz nedir?

Beynimiz de kolumuz, bacağımız ya da başka herhangi bir nesne gibi maddesel dünyanın bir parçası olduğuna göre, onun da sadece algısıyla muhatap oluruz. Bu konuyu daha iyi açıklamak için rüya ile ilgili bir örnek verebiliriz: Bir rüya gördüğümüzü düşünelim. Rüyada hayali bir bedenimiz olacaktır. Hayali bir kolumuz, hayali bir gövdemiz, hayali bir gözümüz ve hayali bir beynimiz. Rüya sırasında bize "nerede görüyorsun?" gibi bir soru sorulsa vereceğimiz cevap "beynimde görüyorum" olacaktır. Ama ortada gerçek bir beyin yoktur. Sadece hayali bir vücut, hayali bir kafatası ve hayali bir beyin vardır. Rüyamızdaki görüntüyü gören irade ise, rüyadaki hayali beyin değil, ondan daha "ötede" olan bir varlıktır.

28- Algılayan kim?

İnsanlara bugüne kadar algılayanın beyin olduğu öğretilmiştir. Oysa beyni analiz ettiğimizde karşımıza, diğer canlı organlarda da bulunan protein ve yağ moleküllerinden daha farklı bir malzeme çıkmaz. Yani beyin dediğimiz et parçasında, görüntüleri seyrederek yorumlayacak, bilinci oluşturacak, kısacası "ben" dediğimiz şeyi yaratabilecek birşey yoktur.
Bu noktada karşımıza çıkan gerçek açıktır: Gören, işiten ve hisseden varlık, madde ötesinde bir varlıktır. Bu varlık "canlı"dır ve ne madde, ne de görüntü değildir. Bu varlık vücut görüntümüzü kullanarak önündeki algılarla muhatap olur.
İşte bu varlık "ruh"tur. Allah Kuran'da şöyle bildirir:
Sana ruh'tan sorarlar; de ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir." (İsra Suresi, 85)

29- Muhatap olduğumuz dünya, gerçekte ruhumuzun gördüğü algılar ise, o halde bu algıların kaynağı nedir?

Bu soruya cevap verirken dikkat edilmesi gereken gerçek şudur; biz maddeyi sadece hayalimizde görürüz, dışarıdaki aslı ile hiçbir zaman muhatap olamayız. Madde bizim için bir algı olduğuna göre, "yapay" bir şeydir. Yani bu algının bir başka güç tarafından yapılması, daha açık bir ifadeyle yaratılması gerekir. İçinde yaşadığımız maddesel evreni yaratan ve sürekli yaratmaya devam eden üstün bir Yaratıcı vardır. Nitekim o Yaratıcı, bize indirdiği kitap yoluyla Kendisi'ni, evreni ve bizim neden var olduğumuzu anlatır. O Yaratıcı Allah, kitabının ismi ise Kuran'dır.
Göklerin ve yerin, sabit ve kararlı olmadığı, Allah'ın yaratmasıyla varlık buldukları ve O yaratmayı durdurduğunda yok olacakları bir ayette şöyle ifade edilir:
Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, Kendisi'nden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır. (Fatır Suresi, 41)

30- Allah'ın herşeyi sarıp kuşatması, bize şah damarımızdan yakın olması nasıl oluyor?

Maddesel varlıklar Allah'ı göremezler, ama Allah, Kendi yarattığı maddeyi her şekliyle görür. Yani biz Allah'ın varlığını gözlerimizle algılayamayız. Ama Allah bizim içimizi, dışımızı, bakışlarımızı, düşüncelerimizi tam olarak kuşatmıştır. O'nun bilgisi dışında, tek bir söz söyleyemeyiz, hatta tek bir nefes dahi alamayız.
Allah'ın bize gösterdiği algıları seyrederken, yani hayatımızı sürerken de bize en yakın olan varlık, Allah'ın Kendisi'dir. Kuran'da yer alan "Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız." (Kaf Suresi, 16) ayetinin sırrı da bu gerçekte gizlidir. Bir insan kendi bedeninin aslıyla muhatap olduğunu zannettiğinde ve gördüğü her anın zihninde gerçekleştiğini düşünmediğinde, bu önemli gerçeği kavrayamaz. Çünkü "kendi" zannettiği yer beyniyse, dışarısı olarak kabul ettiği yer kendisine 20-30 cm gibi belirli bir uzaklıkta olur. Ama maddenin sadece beynindeki kopyasıyla muahatp olduğunu kavradığında, artık dışarısı, içerisi, uzak, yakın gibi kavramlar anlamsızlaşır. Allah kendisini çepeçevre kuşatmıştır ve ona "sonsuz yakın"dır.

31 - Allah sevgisi yeterli değil mi, mutlaka Allah'tan korkmak gerekiyor mu?

Kuran'a göre olan gerçek sevgi beraberinde saygıyı ve Allah'ın beğenmediği şeylerden sakınmayı da getirir. Sadece sevginin yeterli olacağını savunan insanların yaşamlarına ve hareket tarzlarına baktığımızda bu konuda gevşek davrandıklarını görürüz. Oysa samimi olarak Allah'ı seven bir insan herşeyden önce O'nun emirlerine son derece titizlik gösterir, sakındırdığı şeylerden şiddetle sakınır, güzel gördüğü tavırlara yönelir. Sevgisini, yaşamının her anında Rabbimiz'in rızasını arayarak, O'na olan derin saygısı, güveni, boyun eğiciliği ve sadakatiyle gösterir.
Bu titizliğinin bir sonucu olarak, Allah'ın rızasını kaybetmekten, azabına uğramaktan da şiddetle korkar. Yoksa sadece sözlü olarak sevgi iddiasında bulunmak, fakat Allah'ın sınırlarını aşarak pervasızca bir yaşam sürmek, kuşkusuz samimiyetten son derece uzak bir tavırdır. Allah Kuran'da Kendisi'nden korkup sakınmayı emretmiştir:
'Gönülden katıksız bağlılar' olarak, O'na yönelin ve O'ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın. (Rum Suresi, 31)

32- Samimi bir müminin Allah korkusu nasıl olmalıdır?

Allah'ın varlığını bilen, O'nu üstün sıfatlarıyla tanıyan her insan Allah'tan şiddetle korkar. Çünkü Allah sonsuz şefkat ve merhamet sahibidir, ancak bunun yanı sıra Kahhar (kahreden), Hasib (hesap gören), Muazzib (azaplandıran), Muntakim (intikam alan), Saik (cehenneme süren) sıfatlarının da sahibidir. Bu yüzden Müslümanlar Allah'tan içleri titreyerek korkarlar, O'nun azabından emin olunamayacağını bilirler. Yaptıkları her işin hesabının sorulacağının bilincinde oldukları için Allah'ın hoşnut olmayacağı bir tavır göstermekten şiddetle kaçınırlar. Ama şunu da belirtmek gerekir ki, burada söz edilen korku, dinsiz toplumlarda yaşanan klasik korkudan tamamen farklı, mümine huzur veren, onu harekete geçiren, Allah'ı razı etme konusunda şevklendiren bir korkudur. Allah müminlere şunu emretmiştir:
Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Teğabün Suresi, 16)

33- Kuran'ı her okuyan anlayabilir.

Allah Kuran'ı tüm insanlara yol gösterici bir rehber olarak indirmiştir işte bu nedenle Kuran son derece anlaşılır ve açıktır. Allah Kuran'ın bu özelliğini "… Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi" ayetiyle haber vermiştir. (Maide Suresi, 15) Bir başka ayette ise Kuran için şöyle denir:
İşte Biz onu (Kur'an'ı) apaçık ayetler olarak indirdik; şüphesiz Allah, dilediğini hidayete yöneltir. (Hac Suresi, 16)
Kuran'daki hikmetleri görebilmek ve Kuran'ın üstün özelliklerini kavrayabilmek için Kuran'ı okuyan kişinin yüzde yüz samimi olması ve hep vicdanına uygun düşünmesi gerekir.
Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, Müslümanların kendi kişisel yorum ve düşüncelerine göre Kuran'dan hüküm çıkarmaktan şiddetle kaçınmaları gerekir. Bu konularda cevap arayan kimselerin büyük Ehli Sünnet alimler tarafından hazırlanmış ilmihallere başvurması en doğru davranış olacaktır.

34- Kuran ve Peygamberimiz (sav)'in sünneti müminler için tek rehberdir.

Kuran bir müminin ömrü boyunca başvuracağı yegane rehberdir. Allah Peygamberimiz (sav)'in hanımlarına hitaben indirdiği bir ayetinde "evlerinizde okunmakta olan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın…" (Ahzab Suresi, 34) diye buyurarak, tüm müminleri Kuran'ı okuma konusunda teşvik etmiştir. Bu ayetten de anlaşıldığı gibi müminler evlerinde Kuran okumakta ve ayetleri de hatırlarında tutmaktadırlar. Ancak önemli olan Kuran ayetlerinin okunarak tamamının hayata geçirilmesi ve büyük bir titizlikle uygulanmasıdır.
Kuran'ın nasıl uygulandığını görmek içinse en doğru kaynak Peygamberimiz (sav)'in hayatı ve uygulamaları yani sünnetidir.

35- Kuran her döneme hitap eder.

Allah Kuran'ı tüm alemlere ve tüm zamanlara bir yol gösterici olarak indirmiştir. Bir ayette şöyle denir:
Bu (Kur'an) insanlar için bir beyan sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür. (Al-i İmran Suresi, 138)
Allah, Kuran'da geçmiş olaylardan örnekler verir ki tarih boyunca yaşayan tüm insanlar bu olaylardan ibret alsınlar ve aynı hataları tekrarlamasınlar. Kuran'da anlatılan olayların herbirinin benzerlerine ise günümüzde de rastlamak mümkündür.

36- Allah Kuran ayetlerini bozulmadan günümüze kadar korumuştur.

Kuran'ı Allah korumuştur ve 1400 senedir hiçbir değişiklik olmadan günümüze kadar gelmiştir. Allah bu gerçeği ayetleriyle bize bildirir:
Hiç şüphesiz, zikri (Kuran'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz. (Hicr Suresi, 9)
Rabbinin sözü doğruluk bakımından da adalet bakımından da tastamamdır. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O işitendir, bilendir. (En'am Suresi, 115)
Allah'ın bu vaatleri inanan insanlar için yeterlidir. Fakat bunların dışında Allah, Kuran'a birtakım bilimsel ve rakamsal mucizeler koyarak da, onun Hak Kitap olduğunu bize göstermiştir.

37- Kuran'ın bilimsel mucizeleri nelerdir?

Kuran 1400 sene önce vahyedilmiş olmasına rağmen, o dönemde kesinlikle bilinmeyen, günümüzde bilimin ve teknolojinin son imkanları kullanılarak bulunmuş birçok bilimsel gerçeği insanlara bildirmektedir. Kuran'ın bu özellikleri, onun Allah Katından indirilmiş olduğunu son derece açık olarak gösterir. Bu mucizelerden bazıları şunlardır:
 Evrenin sürekli genişliyor olması 20. yüzyılın en önemli keşiflerinden biri olarak nitelendirilmektedir. Ancak Allah bu gerçeği bize 1400 sene evvel Kuran'ın Zariyat Suresi'nin 47. ayetinde bildirmiştir:
Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz.
 Gökcisimlerinin hesaplanmış bir yörünge üzerinde hareket halinde oldukları bundan asırlar önce Kuran'da şöyle haber verilmiştir:
Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedir. (Enbiya Suresi, 33)
 Kuran'da Güneş ve Ay'dan bahseden ayetlerin Arapçaları incelendiğinde ilginç bir özellik göze çarpar. Ayetlerde Güneş için "sirac" (lamba) veya "vahhac" (parıl parıl parlayan, yanıp tutuşan) kelimeleri kullanılmıştır. Ay içinse "munir" (aydınlatıcı, ışıklı) kavramı vardır. Gerçekten de Güneş kendi içindeki nükleer reaksiyonlar sonucunda büyük bir ısı ve ışık üretirken, Ay sadece Güneş'ten aldığı ışığı yansıtmaktadır. Ayetlerde bu ayrım şöyle geçer:
Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır? Ve ayı bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. (Nuh Suresi, 15-16)
 Kuran'da rüzgarların 'aşılayıcı' özelliğinden Hicr Suresi'nin 22. ayetinde şöyle bahsedilir:
Ve aşılayıcı olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık... (Hicr Suresi, 22)
Söz konusu ayette geçen "aşılama" kelimesinin Arapça karşılığı hem bitkilerin, hem de bulutların aşılanması anlamını taşımaktadır. Nitekim modern bilim, rüzgarların her iki işleve de sahip olduğunu göstermiştir.
 Başka bir Kuran mucizesine bir ayette şöyle dikkat çekilir:
Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor... (Zümer Suresi, 5)
Ayette gecenin ve gündüzün birbirlerinin üzerlerini sarıp-örtmeleri için "tekvir" fiili kullanılmaktadır. Bu fiilin Türkçesi "yuvarlak birşeyin üzerine birşey sarmak"tır. Örneğin Arapça sözlüklerde "başa sarık sarma" gibi yuvarlak cisimleri içeren fiiller için bu kelime kullanılmaktadır. Bu ayet, Dünya'nın biçimi konusunda kesin bir bilgi içermektedir. Ancak ve ancak Dünya'nın yuvarlak olması durumunda bu ayette ifade edilen fiil gerçekleşebilir. Yani 7. yüzyılda indirilen Kuran'da, dünyanın yuvarlak olduğuna işaret edilmiştir.

38- Kuran'daki kelime tekrarları ve 19 mucizesi nelerdir?

Kuran'da 19 sayısının ayetlerin içine şifresel bir biçimde yerleştirilmiş olması ve bazı kelimelerin tekrar sayıları gibi rakamsal mucizeler de vardır.
Kuran'da kelime tekrarları: Kuran'da birbiriyle ilgili bazı kelimeler aynı sayıda kullanılmıştır. Örneğin;
 "Yedi gök" tabiri 7 kere geçmektedir.
 "Dünya" ve "ahiret" kelimeleri 115'er kez tekrarlanmaktadır.
 "Gün (yevm)" tekil olarak 365 kere geçerken, çoğul yani "günler (eyyam ve yevmeyn)" kelimeleri 30 defa tekrarlanır. "Ay" kelimesinin tekrar sayısı ise 12'dir.
 "İman" (tamlama almadan) ve "küfür" kelimeleri Kuran boyunca 25 kere tekrarlanır.
 "De" kelimelerini saydığımızda çıkan sonuç 332. "Dediler" kelimesini saydığımızda da aynı rakamı görüyoruz.
 "Şeytan" kelimesi 88 kere geçiyor. "Melek" kelimesinin tekrar sayısı da 88.
Kuran'da 19 mucizesi:
Müddessir Suresi'nde "Onun üzerinde ondokuz vardır." (Müddessir Suresi, 30) ayetiyle dikkat çekilen 19 sayısı Kuran'ın bazı ayetlerine şifrelenmiştir. Örneğin;
 "Besmele" 19 harftir.
 Kuran 114 sureden oluşur ve 114 ise 19'un 6 katıdır.
 Kuran'ın ilk vahyedilen ayetleri 96. surenin ilk 5 ayetidir ve bu ayetlerin toplam kelime sayısı 19'dur.
 Son vahyedilen sure olan Nasr, toplam 19 kelimeden oluşur.
 Vahyedilen ilk sure 19 ayete sahiptir.
 Kuran'da geçen tüm sayıları (tekrarlar dikkate alınmadan) topladığımızda çıkan sayı; 162.146 yani 19x8534'tür.

39- Kuran'ın geleceğe yönelik verdiği haberler nelerdir?

Kuran'da ayrıca ayetlerin rakamsal olarak incelenmesiyle elde edilen başka bir mucize daha vardır: Ebced hesabı.
Bu hesap yöntemi, çok eski tarihlere kadar uzanan ve Kuran indirilmeden önce kullanımı çok yaygın olan bir yazım şeklidir. Arap, Fars ve Türk tarihinde geçen tüm olaylar, harflere rakam değeri verilerek yazılır ve böylece her olayın tarihi de kayda geçilmiş olurdu. Bu tarihler, her kullanılan harfin özel rakam değerlerinin toplanmasıyla elde ediliyordu.
Ebced yöntemiyle, Kuran'da geçen bazı ayetler incelendiğinde, bu ayetlerin anlamlarına uygun olarak birtakım tarihlere denk geldiğini görürüz. Ayetlerde bahsedilen olayların, ebced hesaplarıyla elde edilen tarihlerde gerçekleştiğini gördüğümüzde ise, söz konusu ayetlerde olaya ilişkin gizli bir işaret bulunduğunu anlamış oluruz. Dikkat çekici ebcedlere Kuran'dan verilebilecek birkaç örnek şöyledir:

- Hz. Muhammed (sav)'e vahyin başlangıç tarihi

(Bu) Kitabın indirilmesi, üstün ve güçlü olan, hüküm ve hikmet sahibi Allah (Katın)dandır. (Zümer Suresi, 1)
... Kitap Allah'tandır...
MİLADİ: 610 (vahyin başlangıç tarihi)

- İstanbul'un fethi

Bilindiği gibi İstanbul dünyanın en güzel şehirlerinden biridir ve bu ebced değeri de son derece dikkat çekicidir.
Andolsun Sebe' (halkı)nın oturduğu yerlerde de bir ayet vardır. (Evleri) Sağdan ve soldan iki bahçeliydi. (Onlara demiştik ki:) Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlayan bir Rabb(iniz var). (Sebe Suresi, 15)
... Güzel bir şehir...
HİCRİ: 857, MİLADİ:1453

- Aya çıkış tarihi

Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve ay yarıldı. (Kamer Suresi, 1)
... Saat ve ay yarıldı...
HİCRİ: 1390 MİLADİ:1969

40- Ahiretin varlığını nereden biliyoruz?

Allah şu anda insanları sadece algılarıyla muhatap oldukları, aslını bilmedikleri bir dünyada yaşatmaktadır. Bir algılar bütünü olan bu dünyayı, böylesine kusursuz ve muhteşem bir yaratılışla, derinliği olan, üç boyutlu, rengarenk, ışıl ışıl görüntülerle var eden Allah, kuşkusuz ki bundan çok daha güzelini de yaratmaya güç yetirir.
Allah insanın beyninde şu an nasıl bir dünya görüntüsü oluşturuyorsa, ölümünün ardından da farklı bir boyuta geçirerek, farklı bir ortamın görüntüsünü gösterecektir. İşte insana gösterilen o boyut, ahiret olacaktır.